İyi ki kitaplar var...

İyi ki kitaplar var...

13 Ocak 2015 Salı

Sabahattin Ali - Çakıcı'nın İlk Kurşunu (Tereke)


Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa Sayısı: 148

Puanım: 10/10

Uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba. Hedefim haftada bir yazı bırakabilmek diyordum ya vazgeçiyorum ondan. Sadece yazı bırakabilmek istiyorum bloğuma! Dersler, sınavlar, şahsi meseleler derken bu dönem ne kitap okuyabildim ne de bloğumla ilgilenebildim. Ama şükürler olsun (!) dönem bitti ve ben o çok sevdiğim kitap dünyama dönebildim.

Sabahattin Ali.

En sevdiğim Türk yazar derdim onun için. Artık bu tür kesin ifadelerden sakınmak istiyorum. Çünkü çok güçlü kaleme sahip Türk yazarlarımız mevcut. O yüzden Sabahattin Ali en sevdiğim Türk yazarlardan biri ifadesini tercih edeceğim. Sabahattin Ali’nin muhalif kimliği, siyasi kişiliği, romanlarında ve hikâyelerin de insanın ruhuna değen ifadeleri beni fazlası ile etkilemiştir. Şiirleri ise çoğumuzun şarkısını ezbere bildiği eserlerdir zaten. Leylim Ley, Göklerde Kartal Gibiyim, Geçmiyor Günler vs.

Okuyup bloğumda paylaşmak istediğim kitap olan Çakıcı’nın İlk Kurşunu (Tereke) böylesi bir yazarın şahsi sandığında sakladığı notlarından derlenmiş. Uzun süren –yaklaşık olarak 3 yıl- bir emeğin ürünü olan bu kitap kelimenin tam anlamı ile bir hazine! Çünkü çok sevdiğiniz ve artık hayatta olmayan birinin gizli dünyasını öğreniyorsunuz. Yayınlamadığı, -yayınlayamadığı- yazmayı düşündüğü şiirleri, romanları, hikâyeleri öğreniyorsunuz. Onu daha yakından tanıyorsunuz. İşte bu kitapla ben/bizler büyük yazar Sabahattin Ali’yi daha yakından tanıyacağız.
Kitap, uzun, gayet açıklayıcı olan ve kitabın hazırlanış sürecini detayları ile anlatan bir önsöz ile başlıyor. Genel olarak önsöz okumadığımız iddia edilse de, siz okuyun! Verilen emeği ve kitabı okumadan önce –bence- olması gereken ön bilgiyi bu önsözden elde edebilirsiniz.

Kitapta Sabahattin Ali’nin bazıları dergilerde değiştirilip yayınlanan hikâyeleri karşılıyor bizi ilk olarak. Üslup olarak biraz dağınık olan bu hikâyelerden en güzeli kesinlikle Çakıcı’nın İlk Kurşunu isimli hikâye. Çakırcalı Mehmet Efe’nin hikâyesi çoğu isim tarafından kaleme alınmış. Hakkında methiyeler dizilmiş, kitaplar yazılıp şiirler okunmuş. Benim bildiğim bir tek Yaşar Kemal’in eseri vardı. Sabahattin Ali’de bu dillere destan halk hikâyesini kendine göre kaleme almış.
Öncesinde Çakırcalı Efe’nin ya da Çakıcı Efe’nin kim olduğunu muhtelif internet sitelerinden öğrenebildiğimiz bilgiler ışığında söyleyelim. 




Çakırcalı Mehmet Efe İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Türkönü Köyü’nde doğan ve Efelik kültürünün bilinen kimselerinden biri. Babasını öldüren kişiyi genç yaşta öldürüp intikamını alan Çakırcalı Mehmet dağa çıkıp bir çete kurmuştur. Sonrasında Osmanlı’ya kafa tutan Çakırcalı Efe devletin kolluk kuvvetleri ile girdiği bir çatışmada ölmüştür. Ansiklopedik olarak verilebilecek en kısa bilgiler bunlar olabilir.

Sabahattin Ali, Çakırcalı Efe’nin dağa çıkış hikâyesini, çetesi ile yaptığı faaliyetleri toplumcu bir bakış açısı ile alıp onu bir ‘kahraman’ gibi göstermeyi yeğlemiş. Belki Yaşar Kemal’de öyle yapmıştır bu konuda bir şey diyemeyeceğim. Belki gerçekten de Çakırcalı Efe Don Kişot vari bir efeydi. Ama aslolan Sabahattin Ali’nin onu aktarmada ki tercihidir. Ve Sabahattin Ali Çakırcalı Efe’yi gerçek bir halk kahramanı gibi göstermiş ve şairane bir üslup tutturarak okuyucuda müthiş bir tat bırakmayı bence başarabilmiştir.

Gelelim kitabın ikinci kısmına. Şiirler.

Şiirlerin eski Türkçe ile yazılmış halleri de taranıp kitaba eklenmiş. Bu, orijinal metinleri taranmış vaziyette de olsa görmemizi sağladığı için hoş bir durum. Sol tarafta orijinal metin sağ tarafta ise günümüz Türkçesi ile çevirisi yer alan şiirler de genel bir kurbağa vurgusu var! Yer verilen şiirlerden dördünün içeriği kurbağa. Diğer ilgi çekici olan da şu. Sabahattin Ali şiirlerinin altına çizimlerde yapmış. Resme bir ilgisi olduğu aşikâr. Çünkü kitabın başında kendisinin çizdiği bir portresine yer verilmiş. Kitaptaki birçok şiirin ismi maalesef ki yok. Önsözde de belirtildiği gibi notlar çok eski ve artık okunmaz hale gelen kısımların olması kaçınılmaz.
Unutmadan bir de şiirlerin sonunda Sabahattin Ali’nin yazmayı planladığı romanlar olduğunu öğreniyoruz. Ve benim içim biraz daha parçalanıyor. Ne zaman bahsi açılsa lanetler okurum Sabahattin Ali’nin katillerine. Hem insani hem de okur olarak bir lanetlemedir bu. Çünkü onun o eşsiz kaleminden mahrum bıraktılar bizi. Ve bize daha fazla güzide eser bırakmasını engellediler. Ve ben o romanların ismini gördüğümde derinden bir ‘ah’ çektim!

Kitabın son kısmı ise ‘Yazılar’ başlığı altında toplanmış. Bu son kısım ziyadesiyle vurucu bir konu ile başlıyor. ‘Kadın’

Sabahattin Ali’nin Konya’da bir konferansta yaptığı konuşma metnini okuyunca anlıyoruz ki ona salt bir edebiyatçı gözü ile bakmak büyük hata olur! O büyük bir aydın. Çünkü aydın kimseler ortak bir payda içinde yaşadığı insanları ileriye götüren, toplumu iyi anlamda geliştiren kimselerdir. Ve Sabahattin Ali, kadınlar üzerine yazdığı yazı ile aydın kimliğini bir kez daha gözler önüne sermiş. Yazıyı kendiniz okuyasınız diye çok aktarmayacağım ama küçük bir pasajı aktarmak isterim.


‘’ Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkâr (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir. Bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimaği ve fikri sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.
Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahlûk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim. ‘’


Yazılar kısmında yer alan tüm metinler harika bunu belirtmeden geçemeyeceğim! Sabahattin Ali’nin edebi kimliğinin dışında siyasi ve aydın tarafını ortaya çıkardığı bu yazılarda müthiş tespit ve tanımlar yer alıyor. 'Emperyalistin Tarifi' isimli yazısında, Falih Rıfkı Atay’a atıfta bulunarak neye emperyalist deneceğini aktarıyor. Bunu mantıklı örneklerle de izah ederek emperyalist devletin gerekliliklerini açık bir şekilde izah ediyor. Bu Memleketi Kurtarmak İçin isimli yazısı ise tam bir günümüz komedisi olan üç çocuk meselesinin o dönem ki yansıması. Bu ülke yüz milyonu doyurur diyenlere Sabahattin Ali o kadar sert eleştiriler yöneltiyor ki insan içinden geçirmeden edemiyor. Keşke şu vakitlerde sen olsaydı Sabahattin Ali.

Daha birçok yazı var hepsini aktarmayacağım. Ama Sabahattin Ali’nin niye bu ülkeden kaçmaya çalıştığını anlamada bu yazılar yardımcı olacaktır.

Artık bitirirken bu kitabı hazırlayan herkese binlerce kez teşekkür ediyorum. Müthiş bir çalışma olduğuna şüphe yok. Sabahattin Ali’yi daha yakından tanımak, onun gizli sandığına ulaşmak isteyenlerin okuması gereken yegâne bir eser olmuş.


Herkese keyifli okumalar!

1 yorum:

  1. Çakıcı, hem Ödemişli olması hem de ikinci evliliğini benim köyümden yapması benim açımdan oldukça önemli...

    YanıtlaSil